Yeni Dönemde Enerji Politikaları
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güler, göreve gelmesinin ardından bir konferans vesilesiyle ilk kez enerji sektörüyle bir araya geldi. Dr. Hilmi Güler'in bu konferansta yaptığı konuşmasında enerjide yeni bir dönemin başladığını söyledi. Yeni dönemde enerji politikalarını anlatan Bakan Güler'in konuşması şöyle:
Hükümetimizle birlikte yepyeni bir dönem başlıyor. Bu yeni dönem tahmin edemeyeceğiniz kadar değişik boyutlarda olacak. Özellikle enerji ve tabii kaynaklar konusunda yepyeni bir dönemin başlangıcını ifade etmek istiyorum. Bu dönemde özellikle üretimin önündeki tüm engelleri kaldırmaya çalışacağız. Özel ve yabancı yatırımcıların ülkemizde enerji yatırımı alanında büyük çalışmalar yapmasını özellikle teşvik edeceğiz. Bu bakımdan bilhassa enerji sektöründe büyük yatırımlarla Türkiye'nin yakın ve uzun vadeli geleceği şekillendirilmiş olacak. Özellikle doğal kaynaklarımızın kullanıma geçmesi açısından önemli bir dönemin başlangıcında bulunuyoruz. Yerli kaynaklarımıza büyük önem vereceğiz. Bu bakımdan bakanlığımızın oluşumunda daha önceki uygulamalardan farklı birimler de bize bağlandı.
Yabancı yatırımcının ülkemize gelmesini teşvik edeceğiz. Yerli ve yabancı yatırımcı arasında bir fark gözetilmeyecek olan bu yeni dönemde yatırımcıların önündeki engeller büyük ölçüde kalkacak. Buradaki temel kriter, ülkemizin çıkarları olacaktır. Gerek ekonomi, gerek globalleşme, dış politika ve güvenlik gibi pek çok alanda temel unsur olan enerjiye gayet tabii ki 58. Hükümetimiz de gereken önemi fazlasıyla verecektir. Enerji uluslararası platformlarda bir taraftan devletlerin stratejik işbirliği oluşumlarına konu olurken, diğer taraftan anlaşmaların ve çatışmaların da temel unsuru haline dönüşebilmektedir. Bu bakımdan enerjinin mümkün olduğunca en ucuz şekilde kullanıcılara sunulması gerekmekte, özellikle kalkınmakta olan ülkemizde bu bir zaruret halini almaktadır.
Yine sürdürülebilir bir kalkınma ve küresel ölçekte rekabet edebilir bir ekonomi yaratmanın en önemli araçlarından biri, ucuz kaliteli sürekli ve güvenli enerjinin teminidir. Bu arada tabii kısıtlı kamu imkanlarını dikkate almamız gerekiyor. Bunu dikkate aldığımızda sektörde bir dar boğaz yaşanmaması için, özel sektör yatırımlarının ve yabancı sermayenin, hızla sektöre akmasının sağlanması büyük önem arz etmektedir. Bu saptamadan yola çıkarak sizlere enerji sektöründe kalkınmayı ve refah artışını desteklemek amacıyla uygulanmakta olan politikalardan söz etmek istiyorum.
Bu politikaları önceliklerine göre 5 ana başlıkta toplayabiliriz. Birincisi; sektörün liberalleşmesi, enerji piyasasında rekabet ortamı yaratılarak sektör veriminin artırılması ve şeffaflığın sağlanmasıdır. İkinci olarak doğunun zengin enerji kaynaklarının batı piyasalarına taşınmasında Türkiye'nin enerji koridoru işlevini üslenmesidir. Üçüncüsü; enerji talebinin karşılanmasında dışa bağımlılık oranının giderek arttığı ülkemizde enerji güvenliği için gerekli faaliyetlerin önceliklendirilmesidir. Dördüncüsü; enerji kaynaklarının değerlendirilmesi ve tüketilmesinde çevre ile etkileşim dikkate alınarak sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde faaliyet gösterilmesidir. Son olarak da çağdaş ülkeler arasında yerimizi alabilmek için enerji teknolojileri çalışmalarının yoğunlaştırılmasıdır.
Ülkemizde uygulanan bu politikalar hükümetler üstü devlet politikası olarak benimsenmiş ve değişen iktidarlar döneminde de prensipleri daima muhafaza edilmiştir. Bu politikalar paralelinde 58. Hükümet olarak bizim hedefimiz, sınırlı olan doğal kaynaklarımızı daha akılcı kullanarak çevreye ve insan sağlığına olan etkilerini asgariye indirmek; yeni kaynaklara ilaveten yeni teknolojilerle enerji hizmetlerini çeşitlendirerek alternatif enerji kaynaklarını en faydalı şekilde hizmete sunarak ülkenin kalkınmasını sağlamak; daha temiz, daha güvenli, daha verimli ve daha ekonomik bir ticarete ulaşmak.
Bugüne kadar yürütülen politikalarda birtakım hatalı uygulamalar ile kayıp ve kaçaklar sonucu enerji, yüksek birim fiyat ile kullanıcıya ulaştırılmaktadır. Özellikle sanayinin önündeki en büyük engel olan, bu yüksek enerji fiyatını aşağı çekmek istiyoruz. Hedefimiz budur, bununla ilgili çalışmalarımız son noktasına gelmek üzeredir. Üretimin önündeki en büyük engel olan enerji fiyatını, elektrik fiyatını aşağı çekeceğiz. Bunu zaten seçim beyannamemizde söylemiştik. Bunu yerine getireceğiz.
Burada en büyük sorun kayıp ve kaçaklar. Maalesef kayıp ve kaçaklar konusunda iyi olmayan bir tablo ile karşı karşıyayız. Yüzde 22'lere varan bir kayıp kaçak oranı var. Bu kabul edilebilir bir rakam değil. Diğer ülkelerde bu yüzde 6 seviyesindedir. Bunu mutlaka aşağıya çekmemiz lazım. Bu yapılan hesaplarla 2 Atatürk barajı üretimine eş değer bir rakamdır. Vatandaşlarımızın bu bilince ulaşması için elimizden gelini yapmak durumundayız. Bazı bölgelerde kayıp kaçak oranı olarak yüzde 70'lere varan bir rakamla karşı karşıyayız. Bu kabul edilebilecek bir rakam değil. Bu farkı maalesef diğer vatandaşlarımız ödemektedir. Bunun mutlaka önüne geçmemiz lazım, bununla ilgili ciddi çalışmalarımız var. Bu hatalı uygulamalar ve kayıp-kaçaklar sonucunda, enerji yüksek birim fiyatı ile kullanıcılara ulaşmakta.
İkinci olarak da büyümeyi yavaşlatan, yerli sanayinin rekabet edebilirliğini azaltan ve yabancı sermaye yatırımlarını engelleyen sonuç doğuruyor aynı zamanda, dolayısıyla bu rakamları aşağıya çektiğimiz zaman bir taşla bir kaç kuş vurmuş olacağız. Bu kapsamda öncelikli olarak yaşanan ekonomik kriz nedeniyle, kapanmak veya düşük kapasiteyle çalışmakta olan sanayi tesisleri, tekrar canlandırılarak ülkemizin üretim ve istihdam sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak ve ürünlerin uluslararası pazarlarda rekabet günü artırmak (hükümet programında belirtildiği gibi "elektrik enerjisi satış fiyatı ucuzlatılacak, kayıp kaçak oranları alınacak tedbirlerle en aza indirilecek") üzere, bununla ilgili ciddi bir programı bakanlığımızda uygulamaya koymuş bulunuyoruz.
Üzerinde yeteri kadar durulmayan, petrol, doğal gaz ve maden arama, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine gereken ağırlıkta önem verilecektir. Bununla ilgili bakanlığıma bağlı tüm birimlerde, araştırma ve geliştirme faaliyeti olmayan birimlerde bu üniteyi oluşturma kararı aldık. Bakanlık içindeki bu anlamdaki duvarları kaldırdık. Diyelim ki Etibank'ta çok değerli bir petrol arayıcısı var. Bu mühendis TPAO'da da çalışacak; bununla ilgili ortak bir çalışma gücü oluşturuyoruz. Araştırma geliştirme faaliyetleri dahil olmak üzere, tüm birimlerde yapısına uygun bir bütünlük oluşturmaya çalışıyoruz. Enerji ve tabii kaynaklar bir bütün olarak sadece kelime olarak değil, kavram olarak da zihniyet olarak da, düşünülecektir.
Ülkemizin ekonomik gelişmesine paralel olarak hızla artan enerji talebinin 2001 yılı itibariyle ancak yüzde 35'i yerli kaynaklarla karşılanmaktadır. Bu maalesef iç açıcı bir rakam değildir. Ancak bu yüzde 35'i de yerli kaynaklarla karşılanmakla beraber, talebin; 2010 yılında yüzde 27'sinin, 2020 yılında ise ancak yüzde 22sini yerli üretimle karşılanabileceği tahmin ediliyor. Bunu da yeniden düzenlemek durumundayız. Yerli kaynakların mümkün olduğunca çok kullanılması, bu kaynakların ülke ekonomisine katılması bizim temel hedeflerimiz olacaktır. Hükümet olarak yerli kaynaklarımız olan kömür ve hidrolik enerjiye, gereken önem verilecek, üretimin bu kaynaklardan sağlanmasına özel önem gösterilecektir. Bu kapsamda ekonomik olarak belirlenen 125 milyar kWh'lik Türkiye hidrolik enerji potansiyelinin, 44 milyar kWh'lik kısmı işletmede, 11 milyar kWh'lik kısmı inşaa halinde olup, planlama aşamasında olan tesislerin de devreye alınmasıyla bu potansiyelin toplam 119 milyar kWh'lik kısmı 2019 yılında ülke hizmetine sunulmuş olacaktır.
Burada suya özel bir önem veriyoruz. Su hepinizin de kabul edeceği gibi, petrol kadar önemli bir kaynaktır. Ekonomik olarak kabul edilmeyen su kaynaklarında tıpkı petrol çıkarır gibi, müjdeli haberler olarak bunları çıkarmaya gayret edeceğiz. Bununla ilgili Su Vakfı dahil olmak üzere, su bilincini geliştiren, suya özel önem veren kuruluşlarla işbirliği halinde olacağız. Bugün için ekonomik olmayan hidrolik enerji potansiyelimizden faydalanabilmek için Ar-Ge çalışmalarına gereken önem verilecektir.
Aynı şekilde önemli yerli kaynaklarımızdan olan ve ağırlıklı olarak elektrik üretiminde kullanılan linyitten elde edilen elektrik enerjisi üretim potansiyeli toplam 116 milyar kWh civarında olup, halen bunun 42 milyar kWh'lik kısmı değerlendirilmiş durumdadır. Bu da bizim oldukça mütevazı saydığımız bir seviyededir. İnşaatı devam eden ve planlanan santrallerin devreye girmesiyle 2024 yılında bu potansiyelin tamamı değerlendirilmiş olacaktır. Biz bununla da kalmayacağız yeni linyit ve kömür sahalarını arama faaliyetlerini başlatmış bulunuyoruz. Bununla ilgili birimler ciddi çalışmalara başlamıştır. Türkiye yeniden taranacaktır. Türkiye uzunca bir süredir maden aramalarını ihmal etmiş bir ülkedir. Türkiye'de topyekun üretim ve verimlilik seferberliği başlatıyoruz. Bununla ilgili biraz önce söylediğim rakamlar bizim için bir sınır olamayacak, yeni bulacağımız kaynakları da devreye almak üzere, yeni bir enerji ve hammadde politikasını ele alacağız. Böylece enerji santrallerinde yıllık tüketilen 184 milyon tonluk miktarla birlikte Türkiye toplam linyit tüketimi yıllık 198 milyon ton seviyesinde ulaşacak. Yeni arayacağımız ve bulmayı ümit ettiğimiz kaynaklar buna dahil değil.
Ayrıca, dünya çapında önemli rezervlere sahip olduğumuz ancak henüz enerji sektöründe kullanımı olmayan bor ve toryum yatakları ile ilgili olarak da aktif Ar-Ge faaliyetleri başlatacağız.
2001 yılında yaklaşık 127 milyar kWh olarak gerçekleşen elektrik enerji tüketimimizin 2002 yılında tahminen 132 milyar kWh olması beklenmekte. Bu tüketimin 129.2 milyar kWh'i kendi üretimiz olup, geri kalan kısmı ithalat ile karşılanacaktır. Yaşanan ekonomik kriz etkilerinin dikkate alınarak Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı'nca yeniden belirlenen ekonomik verilere göre bakanlığımızca elektrik enerjisi talepleri revize edilmiştir. Bununla ilgili rakamları da daha sonra açıklayacağız. Bu çerçevede elektrik talepleri 2010 ve 2020 yıllarında sırasıyla 265 milyar kWh ve 528 milyar kWh olacak, bu talebi karşılamak için ise 2001 yılında 28 bin 300 MW olan elektrik enerjisi kurulu gücümüz 2010 yılında yaklaşık 52 bin, 2020 yılında ise 103 bin 500 MW'a ulaşacak. Bir başka deyişle 2020 yılına kadar tesis edilmesi gereken elektrik üretim tesislerin yanı sıra iletim ve dağıtım tesisleri yatırımları da dikkate alındığında büyük bir finansman ihtiyacı ortaya çıkmakta. 1984 yılına kadar büyük ölçüde devlet tekelinde yürütülen elektrik enerjisinin üretimi, iletimi ve dağıtımında devletin yatırım imkanları yetersiz kalması, sektörde özelleştirmeyi kaçınılmaz kılmıştır. Bu itibarla bu güne kadar olan süreçte yerli ve yabancı yatırımcıların elektrik enerjisi sektöründe faaliyetlerine olanak tanıyan 3096, 3996, 4280 sayılı kanunlar kapsamında yap-işlet-devret, yap-işlet, işletme hakkı devri, otoprodüktör gibi 4 ayrı model uygulanmıştır. Bu modellerin uygulanması sırasında çok sayıda idari ve hukuki engelle karşılaşılmış olup, bu sorunların çözümü için anayasa ve uyum yasalarında düzenleme yapılmıştır. Ülkemizin artan enerji talebinin karşılanmasının yanı sıra, başta AB normları, küresel ekonomi ve bütünleşmeyle ekonomik gelişmenin gereği olarak serbest rekabeti öngören yeni bir piyasa yapılanması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda yukarda belirtilen modellerin uygulanan modellerin uygulanmasında kazanılan deneyimler göz önüne alınarak 2001 yılının Mart ve Mayıs aylarında elektrik ve doğal gaz piyasalarının liberizasyonu amacıyla bağımsız bir enerji piyasası düzenleme kurulu oluşturulmasını ve piyasa faaliyetleri söz konusu kuruldan lisans almak suretiyle ikili anlaşmalar çerçevesinde gerçekleştirmesini öngören ve tedarikçisini seçme özgürlüğüne sahip, serbest tüketicilere izin veren Elektrik ve Doğal Gaz Piyasası Kanunu çıkarılmıştır. Kanunlarla öngörülen hazırlık dönemlerinin sona ermesiyle, yeni elektrik piyasası 3 Eylül 2002 tarihinde, doğal gaz piyasası 2 Kasım 2002 tarihinde açılmıştır. Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında tasarlanan yeni piyasa yapısı, serbest rekabeti tüketicilere yansıyan fiyatlar bazında gelişmenin sağlanması ve fiyatların gerçek maliyetlerini yansıtmasını öngörmektedir. Böylelikle piyasada yer alan ve yer alacak kamu tüzel kişilerin ve gerçek maliyetler üzerinden çalışmasının temin edilmesi ile gereken şeffaflık sağlanacak, ucuz ve verimli yatırımların yapılması teşvik edilecek, halen piyasada faaliyet göstermekte olan, kamu kurum ve kuruluşların genel bütçe üzerindeki yükü hafifletilmiş olacaktır. Bu yeniden yapılanma çalışmalarının tamamlanması ve piyasanın işlerlik kazanması ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı sadece makro düzeydeki enerji politikalarını düzenleyecek olup, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ise, piyasanın belirlenen makro politikalarına uyumlu çalışması için piyasa içi kontrol, düzenleme ve denetleme faaliyetlerini yürütecektir.
58. Hükümet olarak bu kapsamda enerji piyasasının rekabete açılmasının hızlandırılmasının yanı sıra, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ile bakanlığım arasındaki yetki ve sorumluluk alanları netleştirilecek, bakanlığın politika belirleme gücü artırılacak, uygulamaya ilişkin hususlar Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna bırakılacak, elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesi hızlandırılacaktır. Ayrıca, yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı uygulamaları gözden geçirilecek, özel sektör tarafından bir izne ve anlaşmaya dayalı olarak yürütülen girişimlerle ilgili olarak yaşanan sorunlar en kısa sürede çözüme kavuşturulacaktır.
Bakanlığımız geçmiş yıllarda değişik olaylarla yıpranmıştır, değerli bürokratlarımız, çekingen davranacak şekilde bu olaylardan etkilenmiştir. Bu atmosferi değiştireceğiz. Bürokratlarımız gayet rahatlıkla, hiçbir şeyden çekinmeden imzalarını atacaklardır. Ve işler hızlandırılacaktır. Biz de bürokratlarımızın arkasında duracağız. Olayların hızlandırılmasını sağlayacak bir ortam gerçekleştirilecektir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı son derece verimli çalışan, zamana karşı yarış yapan bakanlık haline dönüşecektir.
Hemen hemen tamamı ithal edilen doğal gazın birincil enerji tüketimindeki payı 2001 yılında yüzde 19 olarak gerçekleşmiştir. Bu payın 2010 yılında yüzde 32'ye ulaşacağı tahmin edilmektedir. 2001 yılında 16.3 milyar m3 olan doğalgaz tüketiminin 2005 yılında yaklaşık 2.5 kat artması, 2010 yılında 4 kat artması beklenmektedir. Doğal gaz sektörünün uluslararası gaz üretimindeki gelişmelere cevap verebilecek şekilde yeniden yapılandırılması kapsamında 2 Mayıs 2002 tarihinde yürürlüğe giren Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile BOTAŞ'ın görev ve sorumlulukları yeniden tanımlanmıştır. Bu kanun doğal gaz piyasasının serbestleştirilerek; mali açıdan güçlü, şeffaf, istikrarlı bir pazar haline gelmesi ve bu piyasada bağımsız bir denetleme ve düzenleme mekanizmasının oluşabilmesi yönünde önemli bir girişimdir. Bu kanunla doğal gazın serbest bir rekabet ortamında güvenli ve ekonomik bir şekilde kullanıcıya sunulması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda ayrım gözetmeyen istikrarlı özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterecek şeffaf bir piyasanın oluşturulması için, gerekli adımların atılması devam edecektir. Petrol ise ülkemizde yüzde 87'si ithal yoluyla karşılanmaktadır. 2001 yılında 29.7 milyon ton olan tüketimimizin, 2010 yılında 49.3 milyon tona, 69.1 milyon tona ulaşması beklenmektedir. Ulusal programlar petrol konusunda yeniden yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Türkiye'deki petrol faaliyetleri halen 1954 yılında çıkarılan 6326 sayılı Petrol Kanunu ile yürütülmektedir. Zamanına göre oldukça liberal olan bu kanunla yabancı sermayenin ülkemizde arama ve üretim faaliyetine katılması ülkemizin petrol üretim potansiyelinin artırılması amaçlanmıştır. Ancak kanunda piyasa faaliyetleri yer almamıştır. Bu eksikliği gidermek ve petrol piyasasının daha serbestleştirilmesini sağlamak üzere yatırımcıların güvenli istikrarlı ve yasal piyasa koşullarında faaliyet gösterebilmelerini teminen akaryakıt ürünleri piyasasında verimlilik ve rekabetin sağlanması amacıyla Petrol Piyasası Yasası çıkarılacaktır. Bunun çalışmaları da hızlı bir şekilde sürmektedir. Petrolle ilgili olarak araştırma, arama faaliyetleri dışında kalan tüm piyasa faaliyetlerini düzenleyecek olan yeni tasarı ile hukuki yapılanma piyasa faaliyetleri şeklinde tanımlanan rafinaj, işletme, iletim ve benzeri faaliyetleri Petrol Kanunundan çıkarılmak ve dağıtım faaliyetleri ile birleştirilmek suretiyle, tek bir yasa altında toplanacaktır. İdari yapılanmada ise petrol piyasası faaliyetlerinin elektrik ve doğal gaz gibi enerji kaynakları ile birlikte ele alınarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun bünyesinde bütünleştirilmesi sağlanacaktır. Ayrıca bakanlığımızca petrol arama ve üretim faaliyetleri teşvik etmek üzere 6326 sayılı Petrol Kanununda gerekli değişiklikler yapılacaktır. Arama faaliyetleri hızlandırılacak ve etkin bir hale getirilecektir.
Gelecek 20 yıl içersinde yüzde 50 oranında artması beklenen dünya enerji tüketiminin önemli bir bölümünün Avrasya'dan karşılanması öngörmektedir. Denizlere kapalı olan Hazar bölgesi ne kadar hidrokarbon potansiyeline sahipse de uluslararası pazarlarda yer alabilme imkanları sınırlıdır. Coğrafi konumu itibari ile Türkiye, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğuyu Akdeniz'e ve Avrupa'ya bağlayan güzergahların kesişme noktasında yer almaktadır. Bu nedenle hükümetimiz Türkiye'yi, doğu ile batı arasında bir enerji koridoru haline getirmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda bakanlığımız bünyesinde Hazar bölgesinde üretilen hidrokarbonun dünya pazarlarına istikrarlı güvenilir, ekonomik ve çevreye uyumlu güzergahlar üzerinden nakledilmesini hedefleyen projelere öncelik tanınmaktadır. Hızla yürüyen Bakü-Ceyhan-Tiflis ham petrol boru hattı projesini, Hazar- Türkiye-Avrupa doğal gaz projesini, Azerbaycan -Şah Deniz doğal gaz projesi ve AB tarafından desteklenen Güney Avrupa projelerini sayabiliriz.
Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattı kapsamında anahtar teslim müteahhit olarak görevlendirilen BOTAŞ tarafından temel mühendis çalışmaları Kasım 2000'de başlatılmış, Mayıs 2001'de bitmiştir. Haziran 2001 başlayan detay mühendislik çalışmalarının ardından 10 Eylül 2002'de 32 ay sürecek inşaat aşamasına geçilmiştir. Hükümetimiz hattın hiçbir şekilde gecikmesine mahal vermeden 2005 yılında işletmeye alınmasını hedeflemektedir. Ayrıca Kazak petrollerinin bir kısmının Bakü-Ceyhan Tiflis taşıma sistemi vasıtasıyla dünya pazarlarına taşınması amacıyla Kazakistan devleti ile de temaslarımız devam etmektedir. Bu projeye paralel olarak, Hazar Bölgesi ülkelerinde üretilecek doğal gazın Türkiye'ye buradan da Avrupa ülkelerine taşınmasını öngören Hazar-Türkiye-Avrupa doğal gaz boru hattı projesine desteğimiz devam etmektedir. Zengin doğal gaz rezervlerine sahip Türkmenistan'dan 21 Mayıs 1999 tarihinde 16 milyar m3 doğal gaz alımına ilişkin 30 yıl süreyle doğal gaz alım anlaşması imzalanmıştır. Türkmenistan'la imzalanan anlaşmada meydana gelen gecikmeler nedeniyle, 12 Mart 2001 tarihinde imzalanan doğal gazın Gürcistan üzerinden Türkiye'ye sevkine ilişkin doğal gaz alım satım anlaşması imzalanmıştır. 15 yıl süreli anlaşmaya göre Azerbaycan'dan alımların 2 milyar m3'le başlayıp, 6.6 milyar m3'e ulaşması planlanmaktadır. Planlanan boru hattının Türkiye sınırına kadar 770 km'lik bölümü yatırımcı şirketler tarafından, 250 bölümü ise BOTAŞ tarafından yapılacaktır. Bu projenin gerçekleşmesi ile hem Hazar-Türkiye doğal gaz boru hattının ilk ayağı tamamlanmış olacak, hem de bu sayede ülkemizin doğu batı enerji koridorunu temsil etmesi yolunda çok önemli bir aşama tamamlanmış olacak. Hazar havzası ülkeleri Rusya, Orta Doğu, Güney Akdeniz ülkeleri ve diğer uluslararası kaynaklı doğal gazın Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılması amacıyla, AB tarafından geliştirilen Güney Avrupa gaz ringi kapsamında projenin ilk aşaması olan, Türkiye ve Yunanistan doğal gaz sistemlerinin enterkonneksiyonunu gerçekleştirmek için çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çerçevede 28 Mart 2002 tarihinde BOTAŞ ve Yunanistan doğal gaz şirketi bir mutabakat imzalamıştır. BOTAŞ ile DEPA arasında yılda 500 milyon m3 doğal gaz alım satımına ilişkin kontratın yakın zamanda sonuçlandırılması beklenmektedir. Türkiye'den Yunanistan'a 2005 yılında gaz arzının başlaması planlanmaktadır. Projenin detay ve temel mühendislik çalışmaları için alınan teklifler değerlendirilmektedir. Türkiye-Yunanistan doğal gaz boru hattının Adriyatik denizinden geçecek bir hat ile İtalya'ya uzatılması konusunda çalışmalar başlatılmıştır. Ayrıca Bulgaristan, Romanya ve Macaristan üzerinden Avusturya'ya ulaşıp Avrupa doğal gaz sistemine bağlanmak için de bir dizi çalışmalar sürdürülmektedir. Söz konusu hat üzerinde bulanan bu ülkelerin bu projeye dahil olan şirketler arasında 11 Ekim 2002 tarihinde bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Projeye katılımcı ülkelerin ilgili şirketlerle çalışmaya devam etmekte olup, AB'den temin edilecek kredi ve fizibilite çalışmasının 2003 yılında yapılması planlanmaktadır. Tüm bunların yanı sıra Rusya Federasyonu ile, Aralık 1997'de imzalanan ve Karadeniz geçişli boru hattı ülkemize 16 milyar m3 bir doğal gaz sevkıyatını öngören doğal gaz anlaşması kapsamını geliştiren Mavi Akım projesinin Türkiye bölümünü oluşturan Samsun-Ankara doğal gaz üretim hattı Samsun-Amasya-Çorum-Kırıkkale güzergahını takip ederek Ankara'ya ulaşmaktadır. Mavi Akım projesinin Türkiye topraklarında kalan 501 km uzunluğundaki Samsun-Ankara doğal gaz iletim hattının boru hattı, Haziran 2001'de tamamlanmış ve mevcut sistemden gaz verilmiştir. Türkiye kesiminde yer alan Durusu ölçüm istasyonunun tamamlanmasıyla hattın Türkiye bölümü gaz almaya hazır hale gelecektir. Mavi Akım boru hattında önümüzdeki günlerde test işletmesine, 2003 yılında da gaz alımına başlanacaktır. Petrol ve doğal gaz taşımacılığı ile bu önemli projenin yanı sıra, Türk kamu ve özel şirketleri Hazar bölgesine hidrokarbon üretimi ve arama faaliyetleri de yer almaktadır. Bu kapsamda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğünce petrol ve doğal gaz arama ve üretimine yönelik projeler yürütülmektedir.
Sürdürülebilir kalkınmada temiz enerji kaynaklarının sunumuna bağlı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kapsamda enerji ve maden üretim ve kullanımının çevresel bozulmaya neden olmadan sağlanması, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önem kazanmaktadır. Politikalarımız bu yönde geliştirilmektedir. Bu koşulları sağlayacak en önemli araç hiç şüphesiz temiz enerji teknolojileridir. Bu doğrultuda temiz kömür teknolojileri alanında çevreyle uyumlu, tüm temiz enerji teknolojileri teşvik edilmektedir. Karbon emisyonlarının azaltılması için alternatif kaynakların geliştirilmesi yönündeki araştırma çalışmaları desteklenmekte, başta rüzgar enerjisi olmak üzere, yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları özendirilecektir. Bu çerçevede pazar içi rekabet ortamını öngören yeni piyasa yapısı dahilinde, yeni ve yenilenebilir kaynakların yanı sıra, yerli kaynakların teşvik edilmeleri çerçevesinde Hazine Müsteşarlığı ile koordineli çalışmalar devam etmekte olup, teşvik amaçlı yararlanabilecek bir çerçeve kurulması hedeflenmiştir. Ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının teşviki ve desteklenmesi amacı ile gerekli mevzuatın oluşturulması ve çalışmaların ilgili tüm kamu kuruluş ve sivil toplum örgütleri katılımı ile AB direktifleri de dikkate alınarak önümüzdeki günlerde başlanacaktır.
58. Hükümet olarak diğer sektörlerde olduğu gibi, enerji sektöründe de Türkiye'nin önünü açacak çalışmaları, sektörün tüm katılımcıları ile birlikte, karşılıklı işbirliği, güven ve şeffaflık doğrultusunda ele alacağımızı vurgulamak istiyorum.