KYOTO PROTOKOLÜ YÜRÜRLÜĞE GİRDİ!
Türkiye'nin Kojenerasyon (Birleşik Isı - Güç Üretimi) Potensiyelini Geliştirmenin Tam Zamanı

Uzun çalışmalar ve yoğun müzakereler sonunda 16.02.2005 tarihinde yürürlüğe giren Kyoto Protokolü, sera gazı emisyonlarının dünya üzerinde yarattığı tehdidi yok etmek için atılan büyük bir adım.

Taraf Ülkeler, Protokolün gereğini yerine getirmek ve emisyonların azaltılmasıyla ilgili kesin çözümlere ulaşmak için çalışmalarını hızlandırmışlardır. 24 Mayıs 2004 tarihinde "İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi"ne taraf olarak, Kyoto Protokolü taahhüdünü paylaşma aşamasına gelmiş olan Türkiye, Avrupa Birliği Giriş Müzakereleri'ne 03.10.2005 tarihinde başlayacağına göre, AB Uyum Kriterleri içine "Hava Kirliliği Sorumluluğunu Paylaşma" kavramı da dahil edilecektir. Bu taahhüdün yerine getirilmesine en büyük katkı, enerjiyi en yüksek verimle üreten ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasında son derece büyük ve önemli bir katkı sağlayan Kojenerasyon (Birleşik Isı-Güç Üretimi) uygulamalarının yaygınlaştırılmasının ulusal enerji politikaları içinde yer alması ve gerekli yasal düzenlemeler ile ilgili çalışmaların bir an önce başlatılması ile sağlanacaktır.

Kyoto Protokolünü en başından beri destekleyen AB Ülkeleri, Avrupa Emisyon Ticareti Planını oluşturarak dünya çapında "karbon devrimi"ni başlatmışlardır. Protokolün şartlarını yerine getirmek için ulusal platformlarda Kyoto Mekanizmalarını kullanarak ve yasal düzenlemelerle yeni bir yapılanmaya girmişlerdir. Artık CO2 emisyon azaltımlarında Kyoto-Sonrası senaryolar ortaya konmaktadır.

İklim değişikliklerinin canlı yaşamına etkisi karşısında ülkelerinin geleneksel sistemlerini revize etmeleri gerçeği karşısında, bütün dünyada daha verimli ve daha az emisyon salınımı sağlayan sistemler üzerine yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Enerji stratejileri belirlenirken, yenilenebilir enerji kaynakları ile birlikte kojenerasyonun yaygınlaştırılmasına, bölgesel enerji üretim teknolojilerine geçilmesine öncelik verilmektedir. AB Uyum Çalışmalarını sürdüren Türkiye için bu yeni oluşum, tarihi bir fırsattır. Sanayileşen bir ülke olan Türkiye'nin de, tıpkı diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bu konudaki uluslararası sorumluluklarını da göz önünde bulundurarak, bir çevre sorunu ile karşılaşmaması için bu yeni küresel harekette yerini alması gerekmektedir. Bunun için korkmaya da gerek yoktur. Zira Türkiye, hem toplam, hem de kişi başına düşen C02 salınımı itibarıyle Avrupada en az sera gazı veren ülkelerden biridir. Hatta, emisyon ticaretinin başladığı Avrupa'dan, Kyoto Protokoluna imza koyarsak, yeşil kredimizi kullanmak üzere gelecek satın alıcılar da olacaktır. Sera gazlarını 1990 seviyesinin altına çekme taahhüdüne gelirsek, burada da endişe edecek bir durumumuz yok. 1990 dan sonra kurulan elektrik santrallarının büyük bir kısmı, çok az C02 çıkaran kojenerasyon tesisi veya doğal gaz yakan Kombine Çevrim Santralıdır. Ayrıca, Kyoto taahhüdünde bulunan ülkelerle, Özellikle gelecekte Avrupa Birliği içinde kendileri ile kader birliği yapacağımız Avrupalı dostlarımızla, müzakere sürecinde, Rusya'nın yaptığı gibi kendi koşullarımızı ortaya koyar ve bu suretle, eski tesislerimizin daha az sera gazı çıkartmaları için gereken rehabilitasyon veya yenileme masraflarının karşılanmasını bile isteyebiliriz.

Kojenerasyon ile ısı ve elektriğin aynı anda tek yakıt kullanılarak üretilmesi, enerji santrallerinde ve kazanlarda ısı ve elektriğin ayrı ayrı üretilmesine göre çok daha verimli bir yöntemdir. Türkiye'de 2004 yılı başı itibariyle, 4540MW kurulu güç kapasitesi olan kojenerasyon üretimi, özel elektrik üretiminin %17'sini oluşturmaktadır. Sadece 2004 yılı içinde kojenerasyon ile elektrik üretiminin sağladığı sera gazı emisyonu azaltımı 10 milyon ton CO2 olmuştur.

Birleşik Isı-Güç Üretiminin kapasitesinin arttırılması, sadece yakıt tüketiminin ve CO2 emisyonlarının azaltılmasını değil, enerji arz güvenirliliğinin arttırılması, yeni elektrik şebekelerinde büyük yatırımlar yapılması gerekliliğini ortadan kaldırması ve yüksek teknoloji sektörlerinde iş imkanlarının yaratılması anlamına gelecektir.

Kyoto Protokolü taahhütlerinin yerine getirilmesinin zamanı yaklaştıkça emisyon azaltımında daha katı plan ve stratejiler ortaya konulması gerektiğinin bilincinde olan AB Ülkeleri, şu an için toplam elektrik üretimindeki payı %11 olan kojenerasyon üretimi kapasitesinin önümüzdeki 10-15 yıl içinde %20'ye çıkartılması hedefini benimsemeye başlamışlardır.

1998 yılında kurulan Türkiye Kojenerasyon Derneği, ülkemizde artan ihtiyaçlarla birlikte ortaya çıkan kirlilik problemlerinin önlenmesinde rasyonel bir enerji-çevre politikası oluşturularak, sanayide (tekstil, demir-çelik, kağıt, çimento, petrokimya, gıda, cam seramik vb.), binalarda (bölgesel ısıtma, toplu konutlar, hoteller, alışveriş merkezleri, hastaneler, spor kompleksleri, üniversiteler vb..) kojenerasyon sistemlerine geçişin hızlandırılması ve merkezi ısıtma sistemlerinin yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalar yapmaktadır.

<<<<< Geri <<<<<